Welcome! ~ Hoş geldiniz! ~ Üdvözlünk! ~ Xoş gəldiniz! ~ Hush kelibsiz! ~ Goş keldiñiz! ~ Kosh kelenizder! ~ Tervetuloa! ~ Tavtai moril! ~ Hosh keldingiz! ~ Tere tulemast! ~ Huş kildegez ~ Rekhim itegez! ~ Tulguah terveh! ~ Choš kiel'di! ~ Aalzhy polyngar! ~ Poryn vashliyna! ~ Kirip moorlañar! ~ Gazhaca ëtiskom!



 Turania.Org | Türk - Turan Dünyası / Türkçü - Turancı Sitesine Hoşgeldiniz.  
Geri git   Turania.Org | Türk - Turan Dünyası / Türkçü - Turancı > Turania.org > Türkiye > Türk Soykırımları ve Türk Düşmanlığı > Türk Düşmanı İdeolojiler ve Gruplar > PKK ve Kürtçülük

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
  #1 (permalink)  
Alt 03-03-2010, 04:42
TUĞ ŞAD - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)  
Üyelik tarihi: Feb 2010
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 7
Standart Iç dinamikleri dış dinamiklere ezdirmek, Türkülüğü etkisizleştirmek

Türkiye’nin çoklu gündeminin içinde en önemli gündemi 1984’den bu yana PKK ve zaman içinde ürettiği ‘Kürtçülük Sorunu’ oluşturuyor. PKK’nın ve siyasal hedefi ‘Kürtçülük Sorunu’ başladığı 1980’li yıllar boyunca yapılan hatalar sonucu bu gün içeriğinin ve boyutunun değiştiğini söyleyebiliriz.

PKK terör örgütü ve siyasal hedef olarak amaçladığı ‘Kürtçülük Sorunu’ bu gün 'Kürt Sorunu' adıyla uluslar arası boyuta taşınma aşamasına gelmiştir. PKK’nın siyasal hedef olarak istismar ettiği ‘Kürtçülük Sorunu’ bir pazarlık kanıtı olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin önüne koyulmuştur. Son sekiz yıldır hükümet görevini sürdüren AKP sayesinde terörle ‘mücadele’ yerini terörle ‘müzakere’ sürecine terk etmiştir.Bu elbette bir yöntemdir ve bir çok terörle mücadele eden devlet'de bu yönde irade ortaya koymuştur.Ancak bir başkasına uyan,bize de uyar anlamı buradan çıkmaz.Çünkü her devletin kendisine münahasır özellikleri vardır.Bu özellikler jeopolitik,jeostratejik,jeoekonomik vs.yönünden farklıdır.Kürtçülük sorunu 25 yıldır var olan bir sorun değil bilakis kökü 1.Dünya savaşı öncesine varan Osmanlı İmparatorluğunun parçalanma süreci içerisinde suni olarak üretilmiş bir 'doğu sorunudur.'

Türkiye bütün sorunlarını olduğu gibi en yaşamsal sorunun çözümünü de ucu açık AB tam üyeliğine havale etmiştir. Ancak terör durmamış teknik ve taktik değiştirerek devam etmiştir. Şimdilerde siyasal İslamcıların liberal yüzlü seçkinleri ve liberal seçkinler, terörün bitmesi için Türkiye’ye ‘siyasal çözüm’ önermektedirler. Oysa siyasi çözüm Türkiye için söz konusu dahi olmaz! Çünkü bu sürecin nihai hedefi Türkiye Cumhuriyeti’nin federal bir devlete dönüştürülmesi ve Türk-Kürt devleti olarak yeniden kurulmasıdır. [1] 1980’li yıllar boyunca örgütle mücadele amaçlı olarak ortaya konulan askeri-politik kavram ‘Olağan Üstü Hal’ PKK ile savaşmak için değil adeta askerin elini kolunu bağlamak için çıkarılan bir yasa sayesinde mücadele sekteye uğramıştır. PKK, İran- Irak savaşının bitişiyle birlikte atağa geçerek, savaş sonrası ortaya çıkan jeopolitik boşluğun yardımıyla durumu kendi lehine çevirmeyi bilmiştir. 1990 yılında ABD’nin B.O. Projesi bağlamında bölgeye gelerek Irak’a karşı başlattığı savaş ve sonrasında oluşturduğu 36. Paralel içinde PKK palazlanarak kendisini geliştirmiştir. Bu anlamda bir dış dinamik olarak ABD, PKK’nın yapısallaşmasının ana dinamiği olmuştur. Türkiye 1992’den itibaren PKK’ya karşı başarılı; ancak nedendir bilinmez, hukuksal altyapısı olmadan bir mücadeleye girmiştir. Hukuksal boyutu o günlerin siyasal iktidarlarınca oluşturulmadan ‘Olağan Üstü Hal’ dizisinden, ‘isyan bastırma’ kavramına geçerek PKK’yı askeri anlamda ezmiştir.[2] Ancak düşük yoğunluklu çatışmanın doğası gereği siyasal olan özü, meseleye yaklaşım noktasında göz ardı edilmiştir. Askeri anlamda önlemlerin başarısının gölgesinde günlerini geçiren siyasal iktidarlar bölgenin ekonomik, politik ve alt yapısal sorunlara karşı her hangi bir politik çözüm aramamıştır. Birçok siyasal iktidar kendi katkılarıyla üretmedikleri çözümleri ‘Bürüksel-Diyarbakır hattı’ üzerinde arayarak[3] bir nevi Türkiye’nin kendi iç dinamiklerini, dış dinamiklerin vasıtasıyla ezmiştir. Ezilen iç dinamikler, dış dinamiklerin etkinliği için serbest bir ortam sağlamıştır. Dış dinamikler, siyasal ve ekonomik olarak da destekledikleri PKK sayesinde yüz yılı aşkın bir süre önce ortaya çıkarttıkları ‘Doğu Sorunu’ için bölge halkı üzerinde hegomanya kurmayı başarmıştır.

Milletin öz yurdunda, devletin, hâkimiyet alanında tartışmasız bir üstünlükte bulunması gerekir. Millet bağımsızlığını, devlet hayatını, bu gücü, bu üstünlüğü koruyabildiği sürece devam ettirebilir. [4] Varlığın hayati menfaatlerini korumaya yeterli gücü oluşturamayan bu gücü karşıt güçlere üstünlük sağlayacak onların yarattıkları tehditleri, çıkaracakları engelleri giderecek ustalıkla, akilâne kullanamayan devlet yönetimi yenik düşer, ezilir, yıkılır. [5] Bu bağlamda, iç dinamiklerin önemi onların mutlaka milli temellere dayanan bir yapı içerisinde korunup, kollanmasının gerekliliğini ortaya çıkartmaktadır. Devletlerarası, milletlerarası mücadelelerde çarpışan güçler, tarafların sadece harp meydanlarında karşı karşıya gelen, görülen, bilinen askeri güçleri değildir. Esasen mücadele açık ve ilan edilmiş harp haliyle ve harp dönemiyle hudutlu da değildir. Mücadele barış dönemlerinde de savaşın başka yöntemlerle devamı halinde sürer, sürdürülür. [6] PKK ile mücadelede dış dinamiklerin süregelen yaşam savaşında etkilerini minimize etmek gerçeği göz ardı edilmiştir. Bu göz ardı ediş dış dinamiklerin, iç dinamiklere karşı olan askeri, ekonomik, demografik, coğrafi, jeopolitik, bilimsel, teknolojik-psiko-sosyal kültürel baskısının temel kanıtı ise AB tam üyelik süreci ve bu sürecin ortaya çıkarttığı boşlukları iyi değerlendiren ABD’nin olduğu dikkat çekmektedir.

Süregelen ‘Kürtçülük Açılımı’ sürecinin bir ‘devlet politikası’ olduğunu söyleyen AKP, demokratikleşme ve normalleşme soslu küresel dayatmanın esaslarını karartarak, dış dinamiklerin etkinliğine açık bir alanı sağlamayı hedeflemektedir. Bunun en bariz kanıtı ise bir süredir kendi yandaş medyasında bir furya halinde tartışılan Mustafa Kemal ATATÜRK’ün Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşu aşamasındaki uygulamalarından çarpıtılmış örneklerin verildiği tartışma programları gösterilebilir. Bu bağlamda AKP iktidara geldiği günden bu yana söyleye geldiği ülkedeki farklılıklar edebiyatı sonucu kendisini fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür yetiştirilmemiş, emperyalist kültür baskılarıyla duman altında kalmış, komplekse kapılmış, yüksek bir milli mefkûreden yoksun yetiştirilmiş kişileri kazanma adına her türlü tavizi vermesi gösterilebilir. AKP, beyni, milli menfaatlerle, korunması geliştirilmesi gereken değer ve emellerle çelişecek şekilde programlanmış, devlete, millete bağı zayıflamış, yancılaşmış, kaybedilmiş kişileri topluma kazandırma iddiasındadır. Bu iddiasını artık ‘analar ağlamasın’, edebiyatı üzerine kurmaktadır. Hatalı bir terbiye ile kişiliği yıpranmış, ezilmiş, öncelikten yoksun, durgun kanlı, uyuşuk dimağlı kişilerin küçük büyük kıtalar şeklinde gruplanmış maketler veya balyalar halinde tertiplenmesiyle oluşmuş PKK’nın atıl ve sabit kitlelerine hitap etmeyi kendisine politika olarak benimsediği anlaşılmaktadır.

AKP, Millete doğru bir mefkûre, yüce bir emel, yüksek bir seciye verecek politikaları üretmeyi düşünmemektedir. Oysa Milet egemenliğine dayalı, milli, laik, demokratik bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran ve yaşatan, yaşatacak olan da bu şuur ve bu iradedir. Çünkü ‘’Milletler, devletlerarasında ki mücadele yeryüzü kaynaklarından, nimetlerinden daha büyük pay almak için geniş mekân ve bu mekândaki toplumları denetleme mücadelesidir.’’ [7]

AKP’nin son kertede gözden kaçırdığı veya önem vermediği bir diğer husus ise şudur; Tarih ülkeleri, devletleri yıkmanın, uydulaştırmanın, milletleri çaresizlikle boyun eğmeye mecbur bırakmanın savaştan başka imkân ve yöntemleri de olduğunu gösteren pek çok örnekler kaydetmektedir. Türkiye üzerinde uygulanan psikolojik savaşın yani sesiz savaşın farkında olması gereken kişiler öncelikle bu ülkeyi yönetmek için milletin oylarıyla iktidara gelmiş olanlardır. Türkiye üzerinde bir ‘Özel HARP’ uygulanmaktadır! ‘Özel HARP’ ve uygulamalarına kısaca baktığımızda karşımıza çıkan manzaranın bu günün Türkiye’sinden farklı bir manzara ifşa etmediği görülecektir.

Bu uygulama harbin daha ustalıkla güdümlenen bir başka şeklidir;’’Özel Harp’’ hedef alınan;

— Ülkenin içten çökertilmesi, yönetici kadrolarını, siyasi guruplarının, partilerinin iç savaşa gidecek ölçüde uzlaşmazlığa düşmelerinin tertip ve teşviki, halkın yüksek yönetime, öndere, idareye güveninin sarsılması;

— Zayıf, soysuz elemanların satın alınması, ajan, keymen (maymuncuk) olarak kullanılabileceklerin veya özellikle böyle yetiştirilip yerleştirilenlerin sivriltilmesi, yükseltilmesi, birlik ve dayanışmanın bozulması, rüşvet ve yolsuzluğun teşvik edilmesi;

— Halkın amaçsız yaşama, Epikürken, hedonist, hazcı, günübirlik yaşamaya, israfa, ölçüsüz tüketiciliğe özendirilmesi;

— Gençliğin içkiye, kumara, uyuşturucu kullanmaya alıştırılması, aile, devlet, millet, töre, kural tanımayan kozmopolit bir zihniyet kazandırılması, erotizmin hayâ ve sorumluluk fikrini, hissini silecek ölçüde tembihi, tahriki;

— Kadınların libertinizme teşviki, annelik, ebedi hayat arkadaşlığı, soylu sevgi kavramlarının tahribi;

Eşcinselliğe, sapıklığa özendirme, kamuoyunu sinema, televizyon, radyo, basın yayın ile, medya ile yönlendirme, denetime alma, bir tarafta şiddete özendirirken diğer tarafta milli güveliği tehlikeye düşürecek ölçüde savaş aleyhtarı, barış yanlısı görünümüyle milli savunma ve askerlik hizmeti aleyhtarlığına yönlendirmek, ortak milli kimliği silmek milli birlik ve dayanışmasını bozmak, zedelemek için ırkçı, dinci, mezhepçi, sınıfçı, ideolojik ifratları teşvik etmek, milli kültür değerlerini yozlaştırmak, aşağılık duygusu yaratmak, milli kültür nüanslarını bölücülüğe, azınlık kompleksine dönüştürmek, siyasi hakimiyet kurmak isten yabancı devletin kültürüne sistemine, izan ve irfandan, seçip özümleme şuurundan yoksun bir yaklaşımla hayranlığa, bağımlılığa sürükleyecek bir propagandayı örgütleyip sürdürmek, politik amaçlarına hizmet edenleri beslemek, ödüllendirmek, bu kişileri örgütlü propaganda ile uluslar arası şöhrette düşünür, büyük sanatkar, yazar, şair olarak nitelendirip tanıtmak. [7]

DTP'nin teröristleri, mazlum, mağdur fikir savaşçısı olarak göstermek istemesi ,onları ideolojik-politik mücadelelerinde flâma gibi kullanmak istediği anlaşılmaktad ve görülmektedir. Ülkenin içine Truva atı görevini ifa edecek veya beşinci kolu oluşturacak elemanlar, mekanizmalar yerleştirmek’de 'sonu ne olursa olsun diyen AKP’nin görevi olduğu ortaya çıkmıştır.Oysa, Milli menfaatleri, milli kültürü, milli mefkûreyi savunan idarecileri, düşünürleri, yazarları, sanatçıları karalama, değersizleştirme, uydulaştırmanın, bağımlılığın, işgalin kültürel altyapısını oluşturmak, propaganda edilen sistemin, ideolojinin düşünürlerine, liderlerine mabut, ilah; propaganda klişelerini ayet gibi kabul eden bir gayri resmi tebaa oluşturmak''[8] Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin iktidarının görevi olmamalıdır.

AKP’nin kendi içinde tutarlı ancak ülke gerçekleri açısından tutarsız mantığı, milletin, devletin tarihten, medeniyetten, kültürden, dinden, mezhepten, dilden kaynaklanan bilimsel Türkiye gerçeklerinin özelliklerini dikkate almadan ürettiği ‘açılım politikaları’ ülkeyi dibi karanlık bir çukura doğru sürüklemektedir. Din, mezhep, kültür, medeniyet, ideoloji yönünden yeterli erginliğe (rüşte) erişemediği anlaşılan AKP ve fikir önderleri, velilerini anavatan dışındaki siyasi merkezlerde arama gafletine birçok defa düşmüştür.

Bu tür uygulamalar sonucu ortaya çıkan bu günkü durumun sonucunda dikkat edilmesi gereken bir husus zuhur eder ki o da; milletler o merkezin olumsuz etkilerine, sömürülerine de açık duruma gelirler. İç dengelerini kaybedip, çözülürler veya uydulaşırlar.

İşte yaşadığımız bu sürece kısaca iç dinamiklerin etkisizleştirilmesi süreci diyebiliriz. Çünkü devletlerarasındaki kesintisiz süren üstünlük mücadelesinde tarafların, ordularını harekete geçirmeden önceki aşamada yaptıkları, hasımlarını yıpratmayı, savaşamaz hale getirmeyi amaçlayan etkinliklerin tümü olarak tanımlama ve genel harbin stratejik ön aşaması olarak değerlendirmek daha doğru bir yaklaşım olur. Kültürel, ideolojik, psikolojik etkileme, bağımlı bir ekonomik alt yapı oluşturmaya yönlendirme, borçlandırma, hatalı kalkınma stratejileri izlemeye zorlama, milli kültürel bütünlük ve dayanışmasını zedeleme çalışmalarıdır. Kısaca bu gün ülkemizde son yedi yıldır uygulanan politikaların toplamı bu durumun açık göstergesidir.

Türk Devleti’ne karşı sürdürülen psikolojik, ideolojik, kültürel saldırılar sonucunda, yapılan sözde ‘açılımlar’ ülkede siyasi istikrarsızlık, sınıfçı, mezhepçi, dinci, etnik gruplanma, siyasi kutuplanma çizgisinde kamplaşma yaratacak, silahlı eyleme, terörizme, etnik bölücülüğe dönüşecek şekilde gelişeceğinin ön izlerini taşımaktadır. Merkezi yönetime, hükümet otoritesine direnen PKK ve onun guruplarına araç, gereç, eğitim, silah, mali yardım ve medya desteği sağlayan ülkeler bu açılım sürecini desteklemektedirler. Gelinen son noktada ilk aşamada dolaylı, vasıtalı bir saldırı, örtülü, maskeli bir istila hareketinin daha fazla özgürlük ve demokrasi altına gizlendiği bir gerçektir. Ancak vurgulanması gereken psikolojik, ideolojik, kültürel saldırıyı yönlendiren asıl gücün kim olduğu ve neden sahneye çıkmadığıdır. Sürecin gelişiminde PKK denen eli kanlı örgütün siyasi çetesi DTP’nin ve bu süreçte onun ortağı olan AKP’nin gerillaya dönüşen terörist guruplarına gayri nizami savaş operasyonları ile ülkenin silahlı kuvvetlerinin yıpratılmasına, yönetici kadroların merkezi iktidarın yılgınlaştırılmasına halkın teslimiyete yönlendirilmesine çalışıldığı anlaşılmaktadır. Son 34 kişilik teslimat öncesi gerek iktidar ve gerekse süreç ortağı DTP’nin açıklamaları ve yaşanılanlar düşünüldüğünde durumun vahamet göstergesi karşımıza çıkar. Olayların bu şekilde gelişmesi, devletin silahlı gücünü değil, siyasi, diplomatik saygınlığını da zedelemiştir. Kuvvet dengeleri hasmın yani PKK ve onun yerli İşbirlikçileri’nin yanında perde arkası aktörlerin emeline uygun şekilde değişme, dönüşme emareleri göstermektedir.

Son söz olarak, ‘’Kürt açılımı’’ diyerek başladıkları ve sonra ‘’Demokratik açılım’’ diyerek yumuşattıkları ancak oluşan tepkiyi minimize edebilmek için ‘’devlet politikası’’ diyerek ‘’milli birlik ve kardeşlik’’ sosuna buladıkları açılım safsatasının nihayetinde ulaşacağı hedefin huzur ve birlik olduğunu deklare edenlerin öncelikle milleti ayrıştırmamaları gerekirdi. 36 ayrı etnik unsura sürekli vurgu yapanların bir millet şuuru içinde oldukları düşünülebilinirimi?Milli Üniter Türk Devletini savunarak geleceğin içlerine taşıma iradesinde olduklarını kim söyleyebilir?Çünkü Milli kurtuluşa önderlik yapan çağ açan millet hadimi devlet adamını siyasi işportacılardan, lobi simsarlarından, lâfebesi parti hatibinden kesin hatlarla ayıran husus; zümre menfaati, bütçe yılı, seçim dönemi hesaplarıyla perdelenmemiş bir görüş ufku ile milletin hayati menfaatini, devletin varlığını, geleceğini güvene alacak milli hedefleri görmesi, belirlemesi, milli stratejiyi, milli siyaseti sarsılmaz bir kararlılıkla izlemesidir.[9]


Osman ÇELİK(http://www.y-tm.com/index.php?option...326&Itemid=190)

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE



____________________________________

[1](Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ, Türk Sorunu, Kripto yayınları Ankara 2009)

2](Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ, age,)

[3] (Prof.Dr. Ümit ÖZDAĞ, age)

[4] (Muzaffer ÖZDAĞ, STRATEJİK DÜŞÜNCENİN SİVİL ve ASKERİ HAYATTA KULLANILMASI,http://www.y-tm.com/index.php?option...162&Itemid=832)

[5] (Muzaffer ÖZDAĞ, age, http://www.y-tm.com/index.php?option...162&Itemid=832)

[6] (Muzaffer ÖZDAĞ, age., http://www.y-tm.com/index.php?option...162&Itemid=832

[7] (Muzaffer ÖZDAĞ, STRATEJİK DÜŞÜNCENİN SİVİL ve ASKERİ HAYATTA KULLANILMASI, MÜCADELE MEKÂNI KARA GÜCÜ, HAVA GÜCÜ, DENİZ GÜCÜ VE SİLAHLI KUVVETLERİN ÜÇ KUVVETLE TERTİBİ, TERKİBİ.,s:21)

[8] (Muzaffer ÖZDAĞ,age., http://www.y-tm.com/index.php?option...162&Itemid=832)
[9] (Muzaffer ÖZDAĞ, age., shttp://www.y-tm.com/index.php?option=com_content&task=view&id=6162&Ite mid=832
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
dinamiklere, dinamikleri, dış, etkisizleştirmek, ezdirmek, türkülüğü

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık



WEZ Format +3. Şuan Saat: 11:52.


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
vBulletin 3.8.1 Türkçe Çeviri : flexi