![]() |
![]() |
![]() |
Turania | Türk - Turan Dünyası / Türkçü - Turancı Sitesine Hoşgeldiniz.
|
![]() |
|||||
|
|||||||
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
||||
|
Ruhları şad olsun, unutmayacağız...
__________________
. ▄ █ ▄ █ ▄ █ ▄ █ ▄ █ ▄ █ ▄ █ ▄ █ ▄ █ ▄ █ ▄ █ ▄ █ ▄ █ ▄ █ ▄ █ ▄ ADSIZ sansız olsa da, en büyük kahramanlık; Göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir! ı-------------------------------ı .
|
|
||||
|
Türkmenleri yok etmeğe yönelik saldırılar, 14 Temmuz 1959'da, kraliyetin devrilmesi ile daha derinleştirildi. Pek çok olay ve sinir harbinin neticesinde, 14 Temmuz katliamı yaşatıldı. Ters giden atlara bağlanan insanların vahşi Roma geleneğinde "insan parçalatılarak eğlenme" adetleri bize uygulandı. Dünyada şu kadar kuruluş varken. Türkiye'nin doğru dürüst haber almadığı olayları, radyolarda, "..gelişen hadiselerde İngiliz askerlerine herhangi bir şey olmamıştır.." diye verilmişse, buna konacak bir ad bulmak gerçekten zordur.
14 Temmuz 1959'da başlayan ve üç gün süren bu katliamı anlatan 18 Temmuz 1959 tarihli, dönemin başbakanı Abdülkerim Kasım'a verilen notayı, halkımıza ve dünyaya sunmakta yarar görmekteyiz. O günlerin acı dolu olaylarını ayrıntısı ile yaşayan değerli iki hocamız, 19 Temmuz 1959'da dönemin başbakanı Abdülkerim Kasım'a olayın gerçeklerini bütün çıplaklığı ile sergileyen bir nota vermişler. Tarihsel öneminden dolayı, bu belgeyi yeryüzündeki tüm Türklüğe, devlet adamları ve gençliğine bir ibret vesikası olarak sunmak istiyoruz. KATLİAMIN BİRİNCİ GÜNÜ Kutlama yürüyüşü 14 Temmuz 1959 günü akşam saat 18.00'de, petrol Şirketi'ne giden yol üzerinde başlamıştı. 200 binden fazla insan sokakları doldurmuş ve çoğunlunu da Türkmenler oluşturuyordu. Ortalığı kana bulayacaklar ise, kutlama törenlerini boykot ederek şenliklere katılmamışlardı. Çünkü onlar bir başka hazırlık içinde idiler! Kanlı bir hazırlık!.. Nitekim aynı günün akşamı saat 19.30 sıralarında ilk silah sesleri duyuldu. İlk olarak Atlas Caddesi üzerinde kahve sahibi olan Osman Hıdır, çok feci bir şekilde şehit edildikten sonra, yetmemiş, ayaklarından iplerle bağlanarak sokaklarda sürüklenmeye başlandı. Aynı saatlerde Türkmenlerin bulunduğu "14 Temmuz" ve "Bayat" kahvelerine de saldırı düzenlenmiş, bir yandan da kutlama Takları parçalıyorlardı. SOKAĞA ÇIKMA YASAĞI 2.nci Ordu komutanlığı mensuplarının da iştirak ettiği Türklere yönelik saldırıların ardından, Kerkük'te sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Halk gerideki ölüsüne yaralısına bakamadan evlere girmeğe zorlandı. Bu dışarı çıkma yasağının yalnızca Türkler için ilan edildiği daha sonra anlaşılacaktı. Bu suretle istedikleri Türk'ü evinden alıp, tüfek dipçikleriyle vurarak 2.nci Ordu Karargahı'na götüren eylemi planlayan resmi kişiler ve kullandıkları kişiler korkunç işkencelere başvuruyor, Türkleri diri diri elektrik direklerin asıyorlardı. KATLİAMIN İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ GÜNÜ Katliamın ertesi günü ve devamında, 4.üncü Askeri Birliklere bağlı katiller, tüm şımarıklıklarını, acımasızlıklarını sergileyerek vahşetin boyutlarını büyütüyor, daha sistemli bir şekilde, sürülere dalan çakallar örneği Türkmenlere ait "Atlas" ve "Alemin" sinemaları ile, kale içindeki bazı Türkmen evlerini top ateşine tutuyor. Alemin sineması sahipleri Muhammet AVCI ve Salahattin AVCI kardeşleri evlerinden alarak hunharca katlediyor.. Kimleri yok edeceklerini önceden belirtmediği için, özellikle aydınlar sırayla evlerinden alınıyor, sokak sokak sürükledikten sonra dipçiklerle döve döve öldürülüyorlardı. Vahşetin bu kadarına dünya az şahit olmuştur: Türkleri diri diri toprağa gömüyorlardı. İkinci üçüncü günler Türkmenlerin kayıpları daha çoğalmış; Kasım NEFTÇİ, Cihat FAHRETTİN ile Emel ve Nihat kardeşler olmak üzere masum 32 soydaşımız katliam kurbanları arasında yer alarak şahadet şerbetini içmişlerdir.. Kerkük şehir merkezindeki katliamı öğrenen, yakın köy ve kasabalarda yaşayan soydaşlarımız silahlarına sarılarak, kardeşlerinin yardımına koşmaya başlamışlarsa da, Kerkük'e akın eden bu insanları asker- her türlü silah ve "insan kasabını" elinde tutan güçler tarafından etkisiz hale getirilmişlerdir. Tuzhurmatu kuşatılmış, tüm çevre yollar tutulmuştur.. DURUMUN KONTROL ALTINA ALAM TEDBİRLERİ Olaylar devam ederken Irak ordusunda üstün hizmetlerde bulunan ve aynı zamanda Arap alfabesiyle Irak Türkmenlerinin tarih, kültür ve folkloruna ait araştırmalarıyla bilinen Şakir Sabir Zabit ve arkadaşı Tahsin Rafat'ın imzasını taşıyan "asayişin sağlanmasına yönelik bir mektup" verilmiş, elbette hala iyimser ve iyi niyet sahibi olma saflığının kimseye bir yararı olmayacaktır. Verilen "muhtırada" dile getirilen husus ve çareler şu şekilde belirtilmiştir: Bu üzücü olay, halkta büyük bir tepki yaratmış, Türkmen vatandaşları göçe zorlanmakta aşağıda belirtilen önlemler alınmadığı takdirde, gönüllerde güven ve emniyetini tesisi zor olur. Mağdur Türkmenlerin haklarını iade etmek için bu acil olarak önlemlerin alınması zaruridir. Sadık bir ordu subayının ikinci ordu komutanlığına, kararlı bir idarecinin de valiliğe atanması sadık ve tarafsız üyelerden kurulu bir tahkik komisyonunun kurulması. Bu komisyona Türkmenlerin aday gösterecekleri birinin de alınması. Bu katliama sebebiyet verenlerin en ağır cezalara diğer canilere de ibret olsun çarptırılmaları, Kerkük'te mülki idare, ordu ve polisin, hükümet politikasına karşı olanlardan arındırılması. Davut El-Canabi'nin uzaklaştırdığı bütün vatandaşlar, memurlar ve eğitim mensuplarının görevlerine iade edilmesi. Kerkük'te halk direniş gücü ve öbür örgütlerin feshedilmesi. Zararların tazmini. Davut El-Canabi zamanında ikinci ordu komutanlığınca kesilen telefonların sahiplerine iadesi. Kerkük vilayetinin Kürdistan maarif müdürlüğüne bağlanmaması. Bölücülerin iddia ettiği gibi bu vilayet hiçbir zaman Kuzey'in bir parçası olmamıştır. Kürtlerden bazı ayrılıkçı gruplar, geçici ana yasada Arap ve Kürtlerin bu vatanda ortak olduklarını içeren metin, Türkmenlerin bu haktan mahrum edildiğine dair yorumlar getirmişlerdir. Ancak bu ana yasanın tatbikatı, Türkmen vatandaşların emellerine uygun görülmemiştir.Ancak bu metnin, özel mahiyette değil de genel olarak bütün Iraklıları kapsayacak şekilde değiştirilmesi uygun olacaktır. Şehitlerimizin Listesi 1- Ata Hayrullah- Albay 2-İhsan Hayrullah- Yarbay Doktur 3-Salahattin Avcı - İş adamı 4-Mehmet Avcı .... Memur 5-Nihat Fuat Muhtar. öğretmen 6-Cihat Fuat Muhtar.. öğrenci 7-Emel Fuat Muhtar .. öğrenci 12 yaşında 8-Kasım Neftçi .. Arazi Sahibi 9-Ali Neftçi .. Serbest Meslek 10- Osman Hıdır .. Kahve Sahibi 11-Cahit Fahrettin ..Öğrenci 12- Zuhur İzzet Casim Çaycı..Kahve Sahibi 13-Şakır Zeynel .. Kahve Sahibi 14-Gani Nakib ..Memur 15- Kemal Abdul Samet ..Mühendis 16-Fatih Yunus Ali..Teknisyen 17-Cuma Kamber ..Teknisyen 18-Enver Abbas ..Öğrenci 19-Kazım Abbas Bektaş ..Öğrenci 20- Hacı Necmettin Abdullah .Serbest Meslek 21-Hasib Ali ..İşçi 22-Nurettin Aziz .. İşçi 23- İbrahim Ramazan ...Tamirci 24-Abdul Halik İsmail ...Öğrenci 25- Abdullah Ali Bayatlı..Teknisyen 26-Salahattin Kayacı..İşçi 27- Abbas Kadir ...Öğrenci 28-Salahattin Köprülü ...Polis 29-İbrahim Hemze ...Kasap Kemal’in Annesi olarak tanılan yaşlı bir ev hanımı 30- Adil Abdülhamit .. Öğretmen 31-Abdullah Ahmet...İşçi 32-Habib Ali .. 33- Abdul Gani Seyit Mehmet.. 34- Sadık Kaleli... 35-Halil Şakır ...Serbest İş 36-Salah Terzi ..Serbest İş. |
|
||||
|
Kaynak:
İzzettin Kerkük (Kerkük Vakfı Başkanı) Kerkük Dergisi- yıl 2, sayı 5, Temmuz 1998 Olaylar, Irak Türkleri'nin merkezi sayılan Kerkük'te soydaşlarımızın krallık rejimine son veren 14 Temmuz 1958 Irak ihtilalinin birinci yıl dönümü kutlamaları için şehrin ana caddelerinde yürüyüşe hazırlanırken, gafil avlanarak, fanatik Kürtler'in ve komünistlerin silahlı saldırısına uğramaları ile patlak vermiş, ardından askeri araçlardan hoparlörle sokağa çıkma yasağının ilan edildiği halka duyurulmuştur. Kanun ve nizamlara itaatkar olan Türkler, haklarında hazırlanan kanlı planların farkına varmadan sokağa çıkma yasağına uyarak evlerine çekiliyorlar. Müteakiben komünistlerle fanatik Kürtler, ordu birliklerinde de destek görerek, Türklerin ileri gelenlerini önceden tespit edilen evlerine giderek kendilerinin ordu komutanlığınca istendiğini söyleyip, dışarı çıkmalarını sağladılar. Evlerinden çıkan Türkler hemen oracıkta ailelerinin ve çocuklarının gözü önünde kurşunlanarak şehit dildiler.Bununla yetinmeyen gözleri dönmüş katiller, öldürdükleri Türklerin bazılarının cesetlerini ayrı istikamete giden iki cipe bağlayarak parçalamışlar ve sokaklarda dolaştırdıktan sonra elektrik direklerine asmak suretiyle vahşiyane arzularını tatmin ediyorlar. Bu şekilde öldürülen Türkler arasında lider durumundaki Emekli Binbaşı Ata Hayrullah, kardeşi Doktor İhsan Hayrullah, Salah ve Mehmet Avcı kardeşler, Kasım neftçi, Cihat, Muhtar Fuad'ın çocukları Cihat, Nihat ve Emel ( Emel 14 yaşında idi), Osman Hıdır (ilk şehit edilen soydaşımız olup, Aslan Yuvası Gazinosunun sahibi idi) gençlerden Cahit Fahrettin'den başka hasta ve yaşlı insanların da bulunduğu birçok kişi daha vardı. Katliam tam üç gün üç gece sürmüştü. Akıllara durgunluk veren bu vahşetle ilgili haberler, çok geçmeden dünyanın her tarafında duyulmaya başlamış, Avrupa'da birçok TV katliamda öldürülen Türklerin sokaklardaki cesetlerini haber bültenlerinde göstermiş ve bütün dünya adeta şoke olmuştur. Türkiye'ye gelince ne yazık ki, Türk radyoları bu konuda bir müddet suskunluğunu sürdürmüştür. Ardından bir da ne duyulsun beğenirsiniz! Reuter Ajansının Ankara Radyosunda okunan haberinde, Kerkük'te kanlı çatışmalar olduğu, ancak, Petrol Şirketinde çalışan İngilizler'in güvenlikte oldukları bildiriliyordu. İşte Türkleri kahreden bu haber olmuştur. Derken basında katliamla ilgili olarak Tel-Aviv, Şam ve Kahire mahreçli haberler yayınlamaya başlayınca, Türk milleti büyük bir infial göstererek soydaşları hunharca katledilmesinden dolayı derin üzüntü ve kedere gark oldu. Bu arada Moskova radyosu, Yavuz hırsız misali Kerkük olayının, Musul Petrol bölgesini ilhak etmek isteyen Türkiye'nin eseri olduğunu iddia etmez mi? Bunun üzerine Türk hükümeti 28 Temmuz 1959 günü yayınladığı resmi bir açıklama ile Kerkük'teki kanlı hadiselerin yegane sorumlusunun beynelmilel Komünizm olduğunu, Moskova Radyosunun bu konudaki iddialarının hezeyandan başka bir şey olmadığını sert bir dille ifade etti. Türk milleti büyük endişe ve heyecan içinde beklerken bir gelişme daha oldu, o da su idi: Tam anlamı ile kapalı bir kutu olan Irak'tan katliam hakkında herhangi bir soydaşımız Irak'dan kaçarak İstanbul'a gelmeyi başarıyor. Üniversite öğrenimini Türkiye'de yapan Dr.A.Haluk Beyatlı bu genç, 24 Temmuz 1959 günü Cağaloğu'ndaki eski halkevi binasında bir basın toplantısı yapmak istemiş, ancak polis, bir gerekçe göstermeden basın toplantısının yapılmasını yasaklayarak, merakla gelen gazeteciler ve Kerkük'lü gençleri dağıtmıştır. Bunun üzerine, bu satırların yazarı, o sırada çalıştığı Türk Haberler Ajansı vasıtası ile aynı gün akşamı adı geçenden katliamla ilgili özel bir beyanat almayı başarmış ve kanlı olay ertesi günü gazetelerde bütün detayları ile Türk kamoyuna duyurulmuştu. Başta Milli Türk Talebe Birliği olmak üzere bir çok taşakkül, soydaşlarımızın maruz kaldıkları bu menfur olayı kınamış ve facia, Niğde Milletvekili Asım Eren tarafından TBMM'ye getirilerek Dışişleri Bakanı'ndan bu konuda açıklama yapması istenmiştir. Basında da Türk kanının akıtılması olayı karşısında adeta fırtınalar kopartılmış ve başta Milliyet Gazetesi olmak üzere, olayın aydınlatılması için Bağdat'a özel muhabirlerini yollamışlardır. 25 Temmuz günü de Milliyet Gazetesi muhabiri Turam Aytul'un Bağdat'tan gönderdiği "Kerkük'te Türkler hunharca öldürüldü" başlıklı haberi ile olay doğrulanınca Türk hükümeti 26 Temmuz günü gazetelerde yayınlanan resmi bir açıklama yapmıştır. Söz konusu açıklamada: "Kerkük2te bazı müessif hadiselerin vukua geldiği ve bu arada maatteessüf otuza yakın Irak vatandaşı soydaşımızın öldüğü malumdur" dendikten sonra Türk hükümetinin konu ile ilgili olarak Bağdat nezrinde teşebbüste bulunduğu ve Irak hükümetinden teminat aldığı belirtilmiştir. Gerçekten de bir iki gün sonra (29 Temmuz) Irak Başbakanı General Kasım bir basın toplantısı yaparak Kerkük'te komünistlerin Türklere yaptıkları mezalimi dünyanın en alçak cinayetleri olarak vasıflandırmış ve faşistlerin bile bu kadar vahşice davranmadıklarını söylemiş ve Kerkük hadiseleri sırasında çekilen bazı fotoğrafları cebinden çıkararak gazetecilere göstermiştir. Türk hükümetinde Sağlık Bakanı olan Kerküklü merhum Dr. Lütfü Kırdar'dan bizzat duyduğuma göre, Türk hükümet, General Kasım'ın böyle bir açıklama yapması için Irak'a diplomatik kanaldan baskı yapmış, ancak Ankara'nın bu açıklama ile tatmin olmaması üzerine, Irak Başbakanı 3 Ağustos günü ikinci bir açıklama yaparak, Kerkük hadiseleri sırasında çekilen 750 fotoğrafın eline bulunduğunu, bu olaylarda bir çok Türk'ün diri diri toprağa gömüldüğünü, cinayet faillerini şiddetle cezalandıracaklarını ifade etmiştir. Zamanla Kerkük Katliamında şehit edilen Türklerin fotoğrafları Türkiye'ye ulaşınca bu fotoğraflar basında çıkmaya başladı, bu konuda bir çok haber, yazı ve röportaj yayınlandı. Ancak 22 Ekim 1959 tarihli Cumhuriyet Gazetesi'nde çıkan kısa bir haber, olayları izleyenleri hayretini mucip olmuştur. Haberde aynen şöyle deniliyordu: "Ankara, 21 (cumhuriyet-teleks):14-16 Temmuz 1959 tarihleri arasında Irak'ta Kerkük belgesine Türklerin katliamı ile sona eren olayla ilgili resim, film v.s. döküm anların yurda sokulması veya dağıtılması bakanlar kurulu kararıyla men edilmiştir. Söz konusu yasak, 27 Mayıs 1960 ihtilali ile basına konan bütün yasakların kaldırılması ile birlikte kalkmış olup, bu tarihten sonra Türk basınında katliamdaki vahşeti gösteren fotoğraflar serbestçe yayınlanmıştır. Kerkük katliamının hala karanlıkta kalan pek çok yanını bulunduğuna kanıyız. Bunların aydınlığa kavuşturulması gerekir. Örneğin; Kürt liderlerinden Celal Talabani'nin de katliam sırasında eline silah Kerkük sokaklarında dolaştığı ve kendisinin ordu karargahından çıkarken görüldüğü, sözüne güvenilir kimselerden bizzat duydum. Celal Talabani bu hususta acaba ne diyecektir? Ne işi vardı Kışla'da? Gerçi kendisi, bu olaylar oldu bir kere, artık unutulması lazım" diyor ise de, kerküklü Türklerin, bir çok masum Türk'ün kanının boş yere akıtıldığı ve yüzlerce ailenin sönmesine neden olan bu faciayı unutması pek kolay değildir. Bu katliamı Türkler işlemiş olsalardı acaba onlar bunu unuturlarmı idi? Kandileri Halepçe katliamını unutabildiler mi? Talabani isterse bu şahsın ismini açıklayabilirim. Halen İstanbul'da Pendik'te oturmaktadır. Ayrıca Bağdat Hukuk Fakültesi'nde öğrenci iken Türkmenler aleyhindeki faaliyetinden dolayı bir Türkmen gencinden yediği tokadı da hatırlıyor mu? Şehitlerimizin aziz ruhları önünde bir yıl dönümünden daha saygı ile eğilir, Tanri'dan kendilerine rahmet dileriz. |
|
||||
|
KERKÜK KATLİAMI (14-16 TEMMUZ 1959) ATA HAYRULLAH Bin yıldan beri Irak'ta varlık gösteren Türkmenler, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Türkiye'den koparılmışlar ve İngiliz mandası olarak ihdas edilen Irak Devleti'nin vatandaşları olmuşlardır. Irak'ın kuzeybatısından güneydoğusuna, Bağdat yakınlarına kadar uzanan geniş bir coğrafi sahada yaşayan Türkmenlerin en önemli yerleşim merkezleri, Musul'un batısındaki Telafer ilçesi ve çevresindeki Türkmen köyleri, Musul ve çevresindeki Türkmen köyleri, Erbil, Altunköprü, Türkmenlerin en büyük kültür merkezi ve kalbi olan Kerkük, Tazehurmatı, Tavuk, Tuzhurmatı, Bayat köyleri, Kifri, Hanekîn, Karatepe ve Mendeli'dir. Nüfus oranları ile Irak'ın üçüncü unsuru olan Türkmen toplumu, özellikle dikta yönetiminin acımasız uygulamaları karşısında yıllarca dayanmaya çalışmışlardır. Türkmenlerin evleri, tarım arazileri ellerinden alınmış, ticarî faaliyetleri kısıtlanmıştır. Yüzlerce Türkmen memuru görevden atılmış, yüzlercesi sürgün edilerek Türkmen bölgelerinin dışına gönderilmiştir. Her türlü mahrumiyet içinde varlıklarını günümüze kadar sürdüren Türkmenler, çeşitli yönetimler tarafından zaman zaman soykırımlarına maruz kalmışlardır. 1924, 1939, 1946, 1959, 1980 ve 1991 yıllarında Türkmenler unutulması mümkün olmayan acılı günler yaşamışlardır. Bunların arasında 14 Temmuz 1959 tarihinde Kerkük'te meydana gelen soykırım, Türkmenlerin yaşadığı en büyük facialardan biridir. Tarihe 'Kerkük Katliamı' olarak geçen bu soykırımda, insanlık dışı vahşetler yaşanmıştır. Irak'ta cumhuriyetin ilanının birinci yıldönümünde kutlama şenliklerine katılmak gayesiyle çoluk-çocuk, genç-ihtiyar, kadın-erkek bütün Türkmen halkı, millî giysileri ile sokağa çıkmışlardı. Ancak törenin başlaması ile birlikte, gözü dönmüş câniler, silahsız olan Türkmenlere saldırıya geçmişlerdi. Silahların patlaması ile birlikte, sinsice hazırlanmış korkunç bir soykırım planını sahneye koymuşlardı. ![]() 14 Temmuz 1959 günü geldiğinde, şehir yüze yakın zafer takı ile süslenmişti. O gün yapılacak şenlik ve törenler için şehir, adeta büyük bir bayram hazırlığı yaşamıştı. Günlerce süren bu hazırlıklar tamamlanmış, çoluk-çocuk, küçük-büyük, kadın-erkek bütün şehir halkı milli kıyafetler içinde, o gün kutlama töreninin başlamasını bekliyordu. Kavurucu sıcakların biraz azalması üzerine, akşam saat 18.00'den itibaren halk cadde ve sokakları doldurmağa başladı. Giyilen rengarenk milli kıyafetlerle halk, bayram sevinci içerisinde türküler söylüyor, milli oyunlar oynuyorlardı. Saat 19.00'da ise, resmigeçit başladı. Resmigeçidin ön sıralarında yer alan kişiler arasında Belediye Başkanı Maruf Berzenci ve komünist olan resmi yöneticiler ile İleri Gençlik, Barış Severler, Devrimci Öğretmenler ve Halk Mukavemet Teşkilatı gibi komünist kuruluşlar ve yüzlerce militan vardı. Bu arada, belirli bir plana göre hazırlanmış olan militanlar, gericilik, turancılık ve faşistlikle suçladıkları Türkler aleyhine çeşitli sloganlar atıyorlardı. Saat 19. civarında ilk silah sesleri duyuldu ve Türkler yer yer saldırıya uğradı. İlk olarak Türklerin oturduğu 14 Temmuz Kahvesi'nin sahibi Osman Hıdır, atılan kurşunlarla şehit edildi; ayaklarına ipler takılarak, bir motorlu araca bağlandı ve sürüklenmeğe başlandı. Soykırım planına göre, önceleri sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Her zaman yasalara saygılı olan Türkmenler de bu çağrıya uyarak evlerine çekilmişlerdir. Ardından Türkmen ileri gelenleri, birer ikişer evlerinden alınarak, o zaman II. Ordu Tümeni'nin karargâhı olan Kerkük kışlasına götürülmüşlerdi. Burada kurulan sözde halk mahkemelerinde, alay ve hakaretlere maruz kalan Türkmenlerin değerli şahsiyetleri, 5-10 dakikalık süre zarfında yargılanmışlar ve kurşuna dizilmişlerdir. ATA HAYRULLAH Irak Türklerinin Lideri Ata Hayrullah'ın Kabri Kanlı katiller, tescilli Türk düşmanları nerede bir Türkmen evi bulsalar onu sağlam bırakmadılar… Hayatını Irak ordusunda bu beldenin toprağına taşına veren ve savunan yiğit kahraman Türkmen Lideri ATA HAYRULLAH 14 Temmuz katliamın ilk gecesinde evde çocuklarıyla konuşmuş ve onlara Türk tarihinden söz açarak, o vakitte tüm aile fertlerinin TÜRK milli kıyafetlerini giymelerini istemişti… Kendisi de onlarla beraberken Komünist uşakları kapısını çalmış ve “seni kumandan kışlada istiyor” diyerek onu Türklerin toplandığı ölüm ve kan meydanına götürdüler. Kıyıcı canavarlar ona en iğrenç işkence ve acıyı gösterdiler. Onu kışlanın önünde bulunan bir ağaca bağladıktan sonra diri diri etlerini keserek “TURANÇILARIN TÜRKÇÜLERİN LİDERİ ATA HAYRULLAH’IN ETİNİN KİLOSU 10 FULUS (kuruş) ALAN VARMI?..”İHSAN HAYRULLAH’a da yaptılar. bu biçimde şehit oldu kardeşini önünde işkence yaparak yüreği insan sevgisine dolu kendisinine zulüm işkence eden bu cellatlerı defalarca badava olarak tedavi edip ilaçlar vermiş kendi evinde konuk etmiş, yemek ve su ikram etmişti. Bu da yetmemiş, Türkmen şehitlerinin cesetleri, ip veya sicim aracılığı ile motorlu araçlara bağlanmış, cadde ve sokaklarda dolaştırılarak sürüklenmişlerdir. Üç gün üç gece süren bu can pazarında kimi Türkmen şehidinin mübarek bedeni üç gün süreyle kızgın güneşin altında elektrik direklerinde asılı durmuştur. Kiminin gözleri oyulmuş; kimileri diri diri toprağa gömülmüştür. Silahsız ve sadece cumhuriyetin ilanının birinci yıldönümünü kutlamağa çıkmış bulunan Türkler, otomatik silahların taraması ile dağılmaya başladı. Kadınlar, çocuklar panik içinde koşuşmağa ve şaşkınlık içinde sığınacak yer aramağa koyuldu. Böylece 3 gün 3 gece süren ve tarihe Kerkük Katliamı olarak geçen soykırımı başlamış oldu. Halkın panik içinde köşe bucak saklanmağa çalışması üzerine, 2'nci Tümen Komutanlığı'nın emriyle sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Ancak çok geçmeden, bu yasağın sadece Türkler için ilan edilmiş olduğu anlaşıldı. Daha sonra Türk toplumunun ileri gelenleri, 2'nci Tümen Komutanlığı'nca istendikleri gerekçesiyle, evlerinden alınarak,Kerkük kışlasına götürüldü. Burada kurulan sözde halk mahkemelerinde, beş-on dakika içinde yargılanarak, kurşuna dizildiler. Ordu, polis ve sivil teşkilatlar ile komünist partinin üyeleri elele vererek, evlere baskınlar yaptılar ve yüzlerce Türk'ü tutukladılar. Bir kısmını barakalara doldurarak, süngü ve dipçiklerle katlettiler. Evlerinden alınan bazı Türk liderleri, ailelerinin gözleri önünde makinalı tüfeklerle şehit edildiler. Daha sonra ayaklarına ipler takılarak, motorlu araçlarla cesetleri sokak sokak sürüklediler. Irak Türklerinin değerli evlatları olan Ata Hayrullah ve kardeşi Doktor Yarbay İhsan Hayrullah'a bu şekilde kıydılar. Bazı Türk evladı da tutuklandıktan sonra, ayağına ayrı ipler takılarak, ters yönde hareket eden iki ayrı cipe bağlandı ve böylece iki parçaya ayrıldı. Bazılarının cesetleri sokak sokak sürüklendikten sonra, üzerlerinden kamyon ve traktörler geçirildi. Daha sonra adları tesbit edilen diğer Türk aydınları da, sırayla evlerinden alındı ve aynı akibete maruz kaldı. Gözü dönmüş caniler, insanlık dışı vahşetler işlediler. Kimilerini diri diri toprağa gömdüler. Kimilerini elektrik direklerine astılar ve kızgın güneş altında bıraktılar. Kimilerinin gözlerini oydular. Ölenlerin yanısıra, binlerce Türk, çeşitli biçimde yaralanmıştı. Bu vahşetleri gören bazı kişiler, aklını kaybederek çıldırdı. Korku ve dehşet yüzünden bazı hamile kadın da çocuğunu düşürdü. Hastaneler yaralılarla doldu; tutukevleri ve hapishanelerde de yer olmadığı için, birçok okul, cezaevi haline getirildi. Bu vahşetler devam ederken, Türklere ait mağaza, dükkân, ticaret merkezleri ve evler, çapulcular tarafından yağma edildi. Can güvenliğinin yanısıra, Türklerin mal güvenliği de kalmamıştı. Komünist ve Kürt yağmacılar tarafından talan edilen ve toplanan Türklere ait eşya ve malların, kamyonlarla kuzey bölgelerine taşındığı görüldü. Bu soykırımda şehit edilenler arasında Irak ordusunda yıllarca değerli hizmetler ifâ eden ve aynı zamanda Türkmen toplumunun değerli bir lideri olan emekli Albay Ata Hayrullah ile kardeşi Tabip Yarbay İhsan Hayrullah, değerli Türkmen şahsiyetleri Kasım Neftçi, Selahattin ve Mehmet Avcı kardeşler, Cahit Fahrettin, Abdullah Bayatlı, Kemal Abdulsamet, Seyit Gani Nakip, Abdulhalik İsmail, Şakir Zeynel, Hasip Ali, Cuma Kamber, Kâzım Bektaş ve daha niceleri şehit düşmüşlerdir. Yine bu soykırımda Muhtar Fuat'ın iki oğlu ve bir kızı da, feci biçimde can vermişlerdir. Nihat 30, Cihat 25 ve kız kardeşleri Emel Muhtar Fuat ise henüz 12 yaşlarında masum bir çocuk olmasına rağmen, bu vahşi soykırımda feci biçimde can vermişlerdir. Bir aile için büyük bir yıkım ve acı dolu hatıra bırakan bu vahşet sahneleri, Kerkük'ün tarihinde kolay kolay silinemeyecek izler bırakmıştır. Bu soykırımda yüzlerce Türkmen de çeşitli biçimde yaralanmıştır. Kerkük'e sokulan kamyonlar dolusu militan ve yağmacı, kentin alışveriş merkezlerini, çarşı ve pazarlarını yağmalamışlardır. Böylece üç gün süren sokağa çıkma yasağı boyunca, Türkmenlere ait yüzlerce işyeri ve mağaza talan edilmiş, kamyonlara doldurulan beyaz eşyalar, mobilyalar Irak'ın kuzey kentlerine götürülmüştür. İnsanlık tarihinde benzeri görülmemiş bu kanlı olayların duyulması, bütün Irak'ta büyük yankı uyandırdı ve şok etkisi yarattı. Irak'ın dışında duyulan bu soykırımı haberi, dış basında ve radyolarda geniş biçimde yer aldı. Şam, Kahire, Beyrut ve Londra'da da duyulan Kerkük Katliamı'nın haberlerine Türk basını da geniş yer verdi. Kerkük Katliamı'nın iç ve dış kamuoyunda tepki ve nefret uyandırması üzerine, General Kasım 20 Temmuz'da Bağdat'taki Mar Yusuf Kilisesinde söylediği nutukta, soykırımı hareketini telin etmek ve sorumluları kınayarak, suçluların ağır biçimde cezalandırılacaklarını bildirmek zorunda kaldı. Kasım, katliamın maksatlı olarak tasarlanmış olduğunu ve sorumluların mahkemeye verileceğini ilan etti. Etlerini etrafta olan hayvanların önüne atmaya başladılar. Katiller bu defa aynı zulümü kardeşi yarbay doktor ![]() TÜRKİYE'NİN TEPKİSİ Kerkük'te katliam yapıldığına ilişkin haberler, 19 Temmuz tarihinden itibaren Türkiye'ye gelmeye başladı. İsviçre'den o akşam Ankara'ya dönen Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, havaalanından doğru makamına giderek, katliam ile ilgili gelen haberler üzerine, geç saatlere kadar değerlendirmeler yaptı. İki gün sonra Zorlu, Irak'ın Ankara Büyükelçisini kabul ederek, kendisinden güvence istedi. Olaylar hakkında bilgi vermek üzere Ankara'ya gelen Türkiye'nin Bağdat Büyükelçisi Fuat Bayramoğlu, Dışişleri Bakanı Zorlu ile görüşmeler yaptı. Gerekli talimatı aldıktan sonra, tekrar Bağdat'a dönen büyükelçi, Türk Hükûmetinin istekleri ile birlikte, Başbakan Adnan Menderes'in de bir mesajını Kasım'a bildirdi. 25 Temmuz 1959 tarihinde Türk Dışişleri Bakanlığı, kamuoyuna bir açıklamada bulundu. Kerkük'te bazı üzücü olayların meydana gelmesi üzerine otuza yakın Irak vatandaşı Türk'ün öldüğüne işaret edilen bildiride, Türk Hükûmetinin, Bağdat Büyükelçiliği kanalı ile Irak Dışişleri Bakanlığı nezdinde girişimde bulunduğu, bu arada Türk Dışişleri Bakanı tarafından kabul edilen Irak'ın Ankara Büyükelçisinin de aynı biçimde ifadelerde bulunduğu ve güvence verdiği, Birleşmiş Milletler anayasasına aykırı olan ve onun tarafından mahkum edilmiş bulunan bu hareketin Irak Hükümeti tarafından ifade edildiği gibi önlenip tekrarlanmasına engel olunabileceğini istediği görüşlerine yer verilmiştir. KASIM'IN BASIN TOPLANTISI 28 temmuz 1959 tarihinde General Kasım, bir basın toplantısı düzenledi. Kerkük Katliamı'nı düzenleyenleri şiddetle kınayan Kasım, Kerkük'te Türklere karşı yapılan hareketlerin, dünyanın en alçakça işlenmiş cinayetleri olduğunu, faşistlerin dahi böylesine vahşetler yapmadıklarını söyleyerek olaylar sırasında çekilmiş fotoğrafları gazetecilere gösterdi. Bir süre sonra Kerkük Katliamı'nın başsorumlusu Davud al-Cenabî ve 260 kişi tutuklandı. Askeri mahkemede yargılanan elebaşların bir kısmı idama mahkum edildi. Bir kısmı da çeşitli hapis cezalarına çarptırıldı. Geri kalanlar da, suçlu oldukları halde serbest bırakıldı. İdama mahkum olanların cezası ise, Kasım'ın iktidarı süresince infaz edilmedi. Hükümetin eli kanlı canilerin serbetçe dolaşmalarına izin vermesi, Türk toplumunu çileden çıkarmağa başlamıştı. Bu arada hükümet makamları tarafından, milliyetçi gruplar katliamdan sorumlu tutulmağa, Irak basınında komünistlerle milliyetçiler arasında karşılıklı suçlamalar yapılmağa başlandı. Türklerin haklarını savunan milliyetçiler, özellikle al-Facrü'l-Cedid gazetesinde, komünistlerin Irak'ta halkın huzurunu kaçırdıklarını ve masum Türk vatandaşlarını Kerkük'te vahşiyane biçimde katlettiklerini dile getiren sert yazılar yayınladı. Ayrıca Kerkük'teki olaylar sırasında çekilmiş tüyler ürpertici fotoğrafların Irak basınında yeralması ve bu fotoğrafların elden ele dolaşması, kamuoyunda komünistlere karşı büyük nefret ve infial uyandırdı. Kerkük Katliamı ile ilgili haber, fotoğraf ve belgelerin Türkiye'ye de ulaşması, aynı şekilde kamuoyunun büyük tepkisine yol açtı. Türk kamuoyunun, Kerkük olayları üzerine fazla galeyana gelmesini önlemek için, bu konuda basın toplantıları yapılması önlendi. Bu arada, Bakanlar Kurulu 21 Ekim 1959 tarihinde aldığı kararla, 14-16 Temmuz 1959 tarihinde Irak'ın Kerkük bölgesinde Türklerin katliamı ile sona eren olaylarla ilgili resim, film ve sair dokümanların Türkiye'ye girmesi veya dağıtılması yasaklandı. TÜRKLERİN İNTİKAM HAREKETLERİ Kerkük Katliamı'nın elebaşlarının cezalandırılacakları yolunda, Bağdat yönetiminin verdiği sözlerin yerine getirilmediğini gören Türkler, büyük bir infial gösterdiler. Hatta katil ve cani zanlılarının serbestçe dolaştıklarının görülmesi, Türkleri çileden çıkarmağa yetmişti. Bir süre sonra, serbest bırakılan katillerin, suikastlarla teker teker öldürülmeğe başlandıkları ve böylece Türklerin intikam hareketlerine girişerek, kendi haklarını almağa yöneldikleri görüldü. Türk fedailerinin gerçekleştirdiği bu intikam hareketleri sonucunda 40 kadar katil, hakettikleri cezayı gördü ve Bağdat yönetiminin yerine getirmediği adaleti, meçhul Türk fedaileri gerçekleştirmiş oldu. TÜRKLERİN MÜCADELESİ ŞİDDETLENİYOR Irak Türkleri milli haklarına kavuşmak için, Bağdat yönetimi üzerinde baskı yapmağa devam etti. Kürtlere ve Irak'taki diğer azınlıklar, radyo ve basın konusunda verilen bazı yayın haklarının Türklerden esirgenmesi tepkilere yol açmıştı. Gerçi Bağdat radyosundan 1 Şubat 1959 tarihinden itibaren hergün yarım saat süreyle Türkmence olarak yayın yapılmasına başlanmıştı. Buna karşılık Kerkük'te, türkçe-arapça yayınlanan Beşir Gazetesi 17 Mart 1959 tarihinde kapatılmıştı. Bu yüzden yapılan başvuru, Bağdat'ta Türkmen Kardaşlık Kulübü (sonradan Ocağı), 7 Mayıs 1960 tarihinde kurularak faaliyete başladı. Irak Türklerinin yakın tarihinde önemli rol oynayan Türkmen Kardaşlık Ocağı, sosyal ve kültürel bir kuruluş olarak, büyük hizmetler üstlendi. Kardaşlık Ocağı, aylık bir derginin yayını için de 23 Ocak 1961 tarihinde izin aldı. Kardaşlık Dergisi adı ile türkçe-arapça olarak izni alınan derginin ilk sayısı Mayıs 1961'de yayınlandı. Irak Türklerinin kültür, sanat, edebiyat ve folklor alanında zengin bir kolleksiyon oluşturan bu dergi uzun yıllar büyük hizmet yaptı. Bütün bunlara rağmen Türkler, siyasi haklardan mahrum kaldıktan başka, Bağdat yönetiminden, özellikle General Kasım'dan cesaret alan komünistler ve bunların aleti olan Kürt militanlarının Kerkük'teki faaliyetlerine karşı mücadelede yalnız kalıyorlardı. IRAK TÜRKLERİNİN MÜCADELESİ DEVAM EDECEK Dikta rejiminin sona erdiği Irak'ta Türkler, günümüzde yeni bir mücadele dönemine girmişlerdir. Bugüne kadar yapılan haksızlıklara, uygulanan insanlık dışı baskılara tekrar meydan verilmemesi için Türkler de artık daha güçlü biçimde mücadele edeceklerdir. Tek istekleri, kendi topraklarında insanca yaşamak olan Türkmenler, Irak'ın yeniden yapılanma sürecinde önemli rol oynamak istemektedirler. Tek devlet, tek bayrak ve tek ordu isteyen Türkmenler, Irak'ın yeni anayasasında üçüncü aslî unsur olarak tescil ve parlamentoda gerçek nüfus oranlarına uygun sayıda temsil edilmek, Türkmenlerin çoğunlukta oldukları yerleşim birimlerinde Türkmen yöneticilere görev verilmesini istemek, Türkmenlerden alınan tarım arazilerinin, evlerin hukuk yolu ile iadesini gerçekleştirmek, suçsuz yere idam edilenlerin itibarlarını ve mal varlıklarının iadesini istemek yolunda mücadeleye devam edeceklerdir. |
![]() |
| Bookmarks |
| Etiketler |
| 1959, katliamı, kerkük, temmuz |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|